Kainat "GÜL" Kokuyor...

Yeni Eklenenler Yazıları
Efendim
Yaradılıştandı şanınız Efendim…
Önce siz vardınız.
Bütün ruhlar “bela” derken,
Siz yine en baştaydınız.
Orada da önderdiniz.
Ölümsüz ruhunuz aydınlattı bütün “bela”ları…
Siz olmasaydınız zaten yaratılmazdı ki âlemler…
Hz. Adem’in tövbesi kabul edilirken sebeptiniz;
Hz. İsa’nın ruhu Rabbine giderken Ahmed’diniz. ..
Siz müjdeciydiniz Efendim…
En büyük müjdeydiniz.

Bilemedik Efendim.
Kıymetinizi…
Hayatınızı…
Sizi…

Kâinatın yaradılışından,
Kâbe’nin sahibinin evini koruduğu güne kadar;
Kâinat sizi tanıyordu.
Gelişiniz bekleniyordu.
Ebabiller zalimlere kahhar adına savururken taşları;
Yer-gök hasretinizden yanıyordu.
Beklenendiniz.
Kimseyi beklemek böylesine güzel olmamıştı.
Kâinata müjdelenmiştiniz.
Kimse sizin gibi ışık saçmamıştı.
Varlığınızla sarsılırken âlemler;
Semave deresi size kavuşmak için çağlamış,
Kisra’nın sarayı önünüzde eğilmek i istemişti
Yüzyıllardır yanan ateşler nurunuzdan utanmıştı belki de…
Siz gelmiştiniz Efendim…
Şereflendirmiştiniz kainatı…

Siz mahzundunuz Efendim…
Babanızı görmediniz hiç.
Yetim kaldınız önce.
Sonra melekler silerken gözyaşlarınızı,
Uzak bir köyde annenizi bıraktınız.
Daima yaralıydı kalbiniz;
Fakirliği, açlığı, gurbeti,
Yenilgiyi gördünüz.
Yurdunuzdan kovulmayı da…
Bilemedik Efendim…
Hüznünüzü…
Kırık kalbinizi..
Sizi…
Bilemedik Efendim…
İçten gelen bir sesle “Anam, babam sana feda olsun” diyemedik.


Siz liderdiniz Efendim…
Bambaşkaydı her tavrınız…
Cesaretle şefkatin birleştiği bir çınardınız.
Zulüm gördüğünüz, kovulduğunuz topraklara girerken zerre kadar intikam duygusu yoktu kalbinizde…
Kâinatın kalbini durduracak şanlı bir orduyla tertemiz bir ihtilal yapmıştınız.
Bilemedik Efendim…
Cesaretinizi,
Şefkatinizi,
Sizi…

Siz sevgiliydiniz efendim…
Sevgi üstüne kurmuştunuz hayatınızı.
Siz, en çok seven ve sevilendiniz
Sevilmeye en layık olan…
Sevdikleriniz Rabbine giderken de,
En metin olan..
Kördüğüm gibiydi sevgileriniz
Çözülemezdi…
Bilinemezdi; kimse sizin gibi sevemezdi.
Biz bilemedik efendim.
Sevginizi ,
Kalbinizi ,
Sizi…


Yalnız kaldığımızda
Tecrit dönemi gelmeliydi aklımıza…
Siz âlemlere rahmetken anlamamışlardı;
Yalnız bırakmışlardı sizi…
Bizi birileri anlamamış çok mu?
Bilemedik Efendim.
Derdinizi,
Yalnızlığınızı,
Sizi…

Sevdiklerimizden uzak kaldığımızda
Amcanızın ardından döktüğünüz gözyaşları gelmeliydi aklımıza;
“Beni burada kime bırakıp gidiyorsun, ne annem var ne babam” deyişiniz.
Siz böylesine özlem doluyken;
Biz küçük ayrılıklar yaşamışız çok mu?
Bilemedik efendim…
Kalbinizi,
Gözyaşlarınızı,
Sizi…

Büyük konforlar için kendimizi yaralarken;
Alnınızdaki hasır izleri gelmeliydi aklımıza…
Saraylarda yaşayabilecekken;
Ümmetinizle aynı kaptan yemek yediğinizi bilmeliydik.
Sizi bilmeliydik…
Haddimizi bilmeliydik…
Bilemedik Efendim…
Tevazuunuzu,
Haddimizi,
Sizi…


Sevdiklerimizi kaybettiğimizde siz gelmeliydiniz yine aklımıza;
Çocuklarınızı kendi ellerinizle toprağa gömerken ki hüznünüz gelmeliydi…
Hani oğlunuz İbrahim’i toprağa vermiş ağlıyordunuz;
Gözyaşlarıyla;
“Göz yaşla dolar, kalp mahzun olur, Rabbimi hoşnut etmeyecek şeyi yapamam ama beni çok üzdün çocuk.”
Deyişiniz yankılanmalıydı kalplerimizde.
Biz bilemedik Efendim…
Acınızı,
Teslimiyetinizi,
Sizi…

Birbirimize dert olurken;
Siz gelmeliydiniz aklımıza.
“Birbirinizi sevmeden iman etmiş olmazsınız” deyişiniz sarmalıydı kalplerimizi…
Biz bilemedik Efendim…
Sevemedik birbirimizi,
Bilemedik sizi…

Umutsuzluğa düştüğümüzde;
Yine siz gelmeliydiniz aklımıza;
“Beni görmeden iman eden KARDEŞLERİM” sözünüz çınlamalıydı kalplerimizde…
Kardeşiniz olabilecek olmanın heyecanı kaplamalıydı yüreklerimizi..
Biz bilemedik Efendim…
Bize olan sevginizi,
Sizi…




O olsaydı diye başlayan cümleler yetim kalıyor şimdi…
Hani namazda ağlayarak;
“Rabbim! Sen bana, ben onların arasında iken ve onlar bağışlanma dilerken onlara azap etmeyeceğini vad’etmemiş miydin?”
Demiştiniz ya…
Yanımızda başucumuzdasınız…
Önderimizsiniz…
Siz varsınız efendim…
Bu kâinat hala duruyorsa yerli yerinde;
Sizin varlığınızdandır.
Hala inmediyse azap melekleri yeryüzüne;
Sizin şanınızdandır..
Siz varsınız efendim…
Kalbimizde yarasınız…
Sevip sevip mahçup olduğumuz;
Adını anıp çare bulduğumuz;
Salat ve selamla teslim olduğumuzsunuz…
Sevmeye bile layık değilken; sevgi umduğumuzsunuz.
Şimdi dualarımız yükseliyor arşa;
“Haberdar et Rabbim” diyoruz.
Çaresizliğimizi, yalnızlığımızı, sevgimizi, mahcubiyetimizi…
Bilmediklerimizle layık olmadıklarımızla karşınızdayız efendim.
Bize rağmen;
Alnımızdaki izlerden tanır mısınız bizi?
O izler size yol olur da kurtarır mı bizi?
Layık olmasak da “kardeşlerim” der misiniz?

Siz varsınız efendim…
Kalbimizde yarasınız…
Sevip sevip mahcup olduğumuz;
Adını anıp çare bulduğumuz;
Salat ve selamla teslim olduğumuzsunuz…
Sevmeye bile layık değilken; sevgi umduğumuzsunuz.
Siz varsınız efendim…
Bize hayat veren sizin yolunuzdur.
Ve ölmediysek hala yaşıyorsak;
Bizi bu çağa karşı dik tutan sizin kokunuzdur.